Mehmet Anıl

Mehmet Anıl, 1962 yılında İzmir'de doğdu. İstanbul Saint Joseph Lisesini bitirdikten sonra 9 Eylül İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden mezun oldu. İtalya Credito İtaliano bankasında staj yaptı. 2001 yılına dek sanayicilikten sonra şimdi yalnızca edebiyatla ilgileniyor. Yazarlık, çevirmenlik ve serbest editörlük yapıyor. 2008 Yunus Nadi en iyi roman ödülünü Pembe Otobüs adlı eseriyle kazandı. İzmir'de yaşıyor.

 

Nasıl Yazar Oldum?

Geçenlerde pop sanatçısı Ege’nin ilk romanı İsyan’ı tanıttığı bir kafeterya toplantısına katılma onuruna eriştim. Ege, hayatı ve başarılı müzik kariyeriyle ilgili güzel şeyler anlattı, öğrenim sürecinden başlayarak başarısızlıklarının kendisini nasıl yeni başarılara yönelttiğinden dem vurdu. Neden roman yazdığı konusuna gelince de, buna aslında bilinçli olarak karar vermediğini, kafasında kendiliğinden oluşmuş kitabın artık gün yüzüne çıkma zamanının geldiğini, adeta kendini yazdırmaya zorladığını ifade etti. Alkışladık, imzalı kitaplarımızı aldık.

            Ben Ege kadar şanslı değildim. Önüme ilk kez boş bir beyaz sayfa açtığımda, kafamda yazılmayı bekleyen bir roman olmadığı gibi, ne yazacağıma dair en ufak bir fikrim bile yoktu. 2001 yılında ortağı olduğum şirket iflas edince, ki 39 yaşındaydım, iş hayatının bana göre olmadığını biliyordum da, geç de olsa kabullenmiştim. Hiç sevmediğim bir işte başarılı olma şansım tabii ki yoktu. Oturdum, düşündüm, uzmanı olduğum tek konu olan hayal kurma yeteneğime güvenip hayatımın bundan sonrasını yazarak geçirmeye böylece karar verdim.

            Elbette uzun zaman aklıma hiçbir şey gelmediği için dişe dokunur hiçbir şey yazamadım. Onun yerine bol bol içki içtim. Üzerinden uzun zaman geçti, hatırlamıyorum, sonra nasılsa bir roman yazmayı başardım. Daha doğrusu on iki defa yazdım çünkü gönderdiğim yayınevlerinden tek tek ret yanıtları geldikçe, yirmi dört saatlik komanın ardından yattığım yerden kalkıp aynı romanı yeni baştan bir kez daha yazıyordum. Kitapları basılan pek çok yazar gibi önceden yayınlanmış yazılarım, öykülerim, yani ön hazırlığım yoktu. Acemiydim. İzmir’de yaşıyordum. Kimseyi tanımıyordum. Daha kötüsü kimse beni tanımıyordu. Bir gün mail kutumda İnkılap Yayınları sahibi Arman Fikri’den gelen olumlu yanıtı görünce nasıl sevinmem gerektiğini bilemedim. Sokağa çıkıp bağırsam mı, yerlerde yuvarlanıp taklalar mı atsam?.. Ağırbaşlı biriyimdir, için için sevinmekle yetindim.

            İnkılap’ta yayın süresi uzadıkça uzadı, ben bir romana daha başladım, süre biraz daha uzadı, çalıştım çalıştım, sonra biraz daha uzadı ve yeni kitabımı artık ne düşündüysem Can Yayınları’na gönderdim. Aradan çok geçmeden dönemin genel yayın yönetmeni İlknur Özdemir beni telefonla aradı, kitabı beğendiklerini ve basmak istediklerini söyledi. Benzer “sevinememe” süreci bu kez ağırlaşarak tekrar etti. Fakat bir sorun vardı. İlknur Hanım bir yazarın ilk iki kitabının ayrı yayınevlerinde aynı zamanda yayınlanacak olmasının tuhaf kaçacağını, bu konuyu düşünmeleri gerektiğini söyledi. Değişen ses tonu umut kırıcıydı. “Bakın bu hiç iyi olmadı Mehmet bey,” derken, mutlu başlayan telefon görüşmesi bir trajediye dönüşmek üzereydi. Karın ağrılarıyla geçen iki upuzun günün ardından İlknur Özdemir beni tekrar aradı ve ne olursa olsun kitabı basmak istediklerini söyledi. Oh!

            Böylece ilk kitabım “Geri Gelmemek Üzere”nin birinci baskısı 2003 yılında Can Yayınlarından çıkmış oldu. İlknur Hanım, o günlerde İnkılap’ın genel yayın yönetmeni olan rahmetli Enver Ercan ile anlaşarak ve o güne değin yapılmış masrafları ödemek koşuluyla İnkılap’taki dosyayı Can Yayınlarına devraldı. Anımsadığım kadarıyla 270 lira gibi bir şeydi. Kitabın adı “Harun”du. Dosyayı tekrardan okuduğumda, aman Allah’ım, dehşete kapıldım. Çok kötüydü. Düzeltmekle olmayacaktı. Yeni baştan yazılması gerekiyordu. Aldım, bir kenara koydum. Seneler sonra bozup, içinden bazı parçaları, “Bir Perişanlık Hali”nde kullandım. Epey işe yaradı sonuçta.

           

Geri Gelmemek Üzere kitapçılarda çoktan satılmaya başlamışken, aklıma yayınevine neden hiç gitmediğim geldi. Öyle ya, gidip tanışmak lazım. Kalktım Can Yayınlarının Galatasaray Lisesinin arkasındaki binasını bulup İlknur Hanımın yanına çıktım. İlknur Özdemir, bu kadar da gamsızlık olmaz ki, diye yüzüme vurmadan beni iyi karşıladı, çay söyledi, sohbet ettik, o sırada koridordan geçen Erdal abiye seslenip “Yeni yazarımız,” diyerek beni tanıştırdı.

            Ben Erdal Öz’ü asık suratlı ve sert biri bilirdim. Yıllar süren siyasi mücadele, tutukluluk, işkence, hapishane hayatı sonrası… Değilmiş. Işık saçan bir gülümseyişi vardı. Romanımın basılmasına en az benim kadar sevinmiş gibiydi. Bundan cesaret alıp kendisine söylediğimde, “İlknur,” dedi, “kitaplarımın arka kapak resimlerini gülenleriyle değiştirelim!” Güleç yüzlü fotoğraf aramak üzere odasına döndüğünü sanırken, elinde bir tomar parayla geri geldi. İlk telifim. Elden, nakit! Utandım, nazlandım. “Olmaz öyle şey, bu senin çocuğun,” diye üsteledi. Bir insanın para öderken mutlu olduğunu ilk kez görüyordum.

            İşte böyle.

 

Kitaplarım

yeniceriler.png

Yeniçeriler - Kara Karga Yayınları.

2019

Asırlar içinde kulaktan kulağa dolaşan efsanelerle birlikte büyüyen bir gizem, Yeniçeriler…
 
Ocakları, ortaları, odaları, kazanları, çorbaları, serpuşları, börkleri, kılıçları, çuhaları… 8’inden 18’ine, güzel yüzlü, güçlü, adanmış ve kapanmış bu genç adamlar nasıl yaşarlar? Ne yer, ne kuşanır, ne zaman kendi iradeleriyle davranırlar? Mehmet Anıl, arkalarında neredeyse hiç iz bırakmadan tarihe karışan bu gençlerle ilgili söylentileri, erişilebilmiş gerçekleri, enteresan detayları, keyifli, arı bir dille inceliyor.

Dönüşüm - Kara Karga Yayınları

2018

Gırgır Hamza bir sabah uyandığında, sınıfta dalga geçtiği kim varsa, kendini yer yer onlara dönüşmüş halde buldu. O sabahı, oldukça sinir bozucu ve kafa karıştırıcı günler izliyordu. Hamza, başkalarına yaşattıklarını yaşayarak öğreniyor, kendiyle konuşarak, yalnız kendiyle dertleşebiliyordu.
Kafka, Gregor Samsa’ya acıklı bir son hazırlamıştı. Mehmet Anıl ise yetişkinlerin dünyasından uzaklaşıp, Gırgır Hamza’ya güzel bir başlangıç hazırladı ve çocukların telaşlı, eğlenceli, komik, hüzünlü ve afacan dünyasına yaklaştı.

donusum.png
kedi.png

Kediler, İnfazlar ve Hayaletler Üzerine - Can Yayınları

2018

Gelişmenin zaman diziniyle bir ilgisi varmış gibi, yaşadığımız zamanın olumsuzluklarına nedense her defasında şaşar dururuz; 21. yüzyılın, 20.’sinden daha iyi olması gerekirmiş gibi, ya da 19. yüzyılın bir öncekinden... Sonsuz kozmik zamanı insan ömrüyle özdeşleştirmekle kalmıyor, dünyamız da yaşlandıkça olgunlaşıp kemale erecekmiş zannediyoruz. Acaba öyle mi gerçekten?
Kediler, İnfazlar ve Hayaletler Üzerine, romanlarıyla tanıdığımız Mehmet Anıl’ın denemelerini bir araya getiriyor. Yazarın gerek edebiyat ve yazmakla ilişkisi gerekse yaratıcı yazarlık atölyeleri gibi zamane arayışları merkeze koyduğu bu denemeler, çeperinde evrim, zaman, ölüm, milliyetçilik gibi konuları, yanı sıra fazlasıyla bize has bazı kültürel arızalarımızı ele alıyor. En ciddi meseleleri mizahla harmanlarken günlük hayata dair gülüp geçtiğimiz olayların ardında yatan ciddi aksaklıkları gözler önüne seriyor.

Afet - Can Yayınları

2017

‘‘Neye kızdığımı tam olarak bİlemİyordum. Öfkeliydim, çünkü annem kendini onun yüzünden öldürmüştü. Öfkeliydim, çünkü aİlemİz dağılmıştı. Öfkeliydim, çünkü bizi yalnız bıraktığı için anneme yöneltemediğim öfkeyi de ona yüklüyordum. Peki ama bütün suç babamın olabilir miydi? Bilmiyorum. Sonuçta bu karışık denklemin bir sadeleştirmesi olarak çarpıp bölüp topladığım bütün öfkeyi, önceden tanımadığım birine, Afet’e yüklemek kolayıma gelmişti.’’
 Mehmet Anıl’ın sıra dışı anlatılarından biri daha. Afet, yirmi yıl sonrasının romanı. Ama yalnızca hikâyenin kahramanı olan Muzo’nun değil, güzel, hüzünlü ve darmadağın ülkemizin de öyküsü… Bu öyküyü bize, babasını arayan Muzo anlatıyor. Önümüzdeki yıllarda gelişecek sektörlerden birinde, orta ölçekli bir dilencilik şirketinde çalışan Muzo. Ama onu asıl büyüleyecek ve tüm hikâyeyi ele geçİrecek kişi femme fatale Afet… Son satırına kadar merakla okuyacağınız bir roman

afet.png
perisan.png

Bir Perişanlık Hali - Can yayınları

2013

Bütün yazı rüzgârdan uçuşan tül perdeler, saten çarşaflar ve kuştüyü yastıklar arasında geçirdiler. Buse’nin uyumasını zar zor bekliyorlar, yatmasıyla birlikte aceleleri varmış ya da bir yerden emir almışçasına soyunup kendilerini birbirlerinin kollarına atıyorlardı. Bazen kavga eder gibi, bazen uzlaşıp barışır gibi, çığlık çığlığa ya da asude bir gecenin ritmine uyarak sakin, kimi zaman kan ter içinde ama her defasında büyük bir istek ve heyecanla sevişiyorlardı.

Bir erkek, sevgilisinin dört yaşındaki kızına cinsel taciz suçlamasıyla kendini bir anda cezaevinde bulursa ne olur? Üstelik bu erkek kendi halinde saf bir Anadolu delikanlısıyken, sevgilisi kentli ve alımlı bir kadınsa? Suçlu mu, suçsuz mu? Adi bir pedofili olayı mı, talihsiz bir yanlış anlama mı?

Mehmet Anıl, tam da bu noktada başlatıyor romanını:
Biz, Harun’u cezaevine düşmesiyle tanımaya başladık. Bu bir perişanlık halidir.

Edep Ya Hû - Can Yayınları

2012

Edep Ya Hû, tarihimizin gizemli, şaşırtıcı, rengârenk sayfalarından yola çıkılarak kurgulanmış, zengin hayal gücüyle yazılmış bir roman. Her satırı sonsuz bir merakla okunan Edep Ya Hû’nun kahramanı, Yeniçeri Ocağı’nın ünlü 65. Orta’sına mensup bir acemi oğlan: Kız Ferhad. Bosna eyaleti Avliya nüfusundan kendi halinde bir ailenin çocuğu iken alınıp İstanbul’a getirilen, önce bir paşanın, sonra bir Yeniçeri ağasının kapatması olan, Atmeydanı’ndaki gizli bir zevk ve fuhuş yuvasında, buranın müdavimi haline gelen askerlere ikram edilen, duygulu, zeki, esprili Kız Ferhad...

edep.png
forbes.png

Forbes Cinayetleri - Can Yayınları

2019

Buca Forbes Caddesi’ndeki Güneş Apartmanı’nda büyük bir katliam yaşanır. Katil bütün katları dolaşmış, o sırada evlerinde olan altı kadını öldürmüştür. Polisin bütün çabalarına rağmen cinayetler çözülemez, dosya kapatılır, aradan yıllar geçer.
Son romanı Pembe Otobüs’le Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan Mehmet Anıl, yeni kitabı Forbes Cinayetleri’nde sıra dışı bir doktorun öyküsünü anlatıyor. Genç, yakışıklı, başarılı doktorumuz mesleğini sürdürdüğü kasabanın gözdesidir. Ama zaman ilerledikçe kadınlarla ilişkisi hastalıklı bir hal alır. Günlerini içkiyle ve hayalinde yarattığı Rüya adlı muhteşem kadınla geçirmeye başlar. Ta ki onunla gerçek yaşamda karşılaşıncaya kadar. 

Pembe Otobüs - Can Yayınları

2007

XLI. Beni izleyin.
XLII. Dünyayı kendimizden sakınarak namusumuzu kurtarmanın şanlı yürüyüşünü birlikte başlatalım. Gel.
XLIII. Utançtan bin kez ölmek yerine bir kez adam gibi ölmek için gel. Yüce Tanrı’nın huzuruna başımız dik, alnımız açık çıkalım, gel. Çok üzdük onu, biraz da sevindirmek için gel. Er ya da geç öleceğiz, bari kendimiz yapalım bir işe yarasın, gel.
XXXVIII. Ey boğazına kadar günaha batmış insanoğlu! Hangi günahtan sakındın ki bundan da sakınıyorsun. İşlemeyi göze al ki daha büyük günahların ağırlığı altında ezilip gitme.
XLV. Ben gidiyorum ey insanoğlu, peşimden sen de gel.
Üniversite çağlarından bu yana haber alamadıkları arkadaşları Demir neden on yedi yıl sonra aniden çıkıp geliyor? Nasıl? Nereden? Geride bıraktığı tuhaf manifestodaki bu sözlerin anlamı ne?
Birbirimize sarıldığımızda çıplak bedenlerimizin sertliğini hissetmek, arzularımızı kamçılamakla kalmıyor, bizi gençliğimizin gücüne varıp her şeye üstten bakan vurdumduymaz ama keyifli bir kibrin bulutlarına yükseltiyordu. Ege’nin tuzlu suları arasında oynaşırken, Olympos’un zirvelerinden eğlenmek için lütfedip inmiş bir çift tanrı ve tanrıçayı andırıyorduk.
2008 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan Pembe Otobüs, 12 Eylül sonrası karmaşasında yetişen apolitik steril gençlerin romanı.

pembe.png
kitap.png

Bitik - Can Yayınları

2005

Bitik, Adem, Mine, Mümtaz ve Çağdaş adlı dört kahramanın çevresinde dönüyor. Adem, bir fabrikanın sahibidir. Karısı Mine pek çok açıdan az bulunur bir eştir. Ancak Adem için bu evlilik sıkıcılaşmaya başlamıştır; değişikliği önce başka kadınlarda arar, ama bulamaz. Yaşadığı bunalımdan çıkmak için tek yolu kalmıştır: yeniden âşık olmak... Bu arada işleri de kötü gitmeye başlamıştır. Bir iş gezisi için Amerika’ya gider. Döndüğünde kendisini büyük bir sürpriz beklemektedir. Roman, ‘Nehrin İki Yakası’ adlı filmden görüntülerle beslenir. "Başıma gelenlerin sorumlusu Carole Bouquet’tir," der Adem, "daha doğrusu onun karımla olan benzerliği." Oyununu kurgularken filmden esinlenir, ama unuttuğu bir şey vardır: gerçekler filmlere benzemez.

Geri Gelmemek Üzere - Can Yayınları

2003

Akdeniz’in ortasında, Sicilya Adası’na bağlı ıssız bir deniz feneri: San Lorenzo. Dış dünyayla bağlantı kurmadan bu kayalık adacıkta haftalar, hatta aylar geçiren bir gönüllü sürgün: fenerin bekçisi Mehmet Ali Pargalı; ve ölümcül, onulmaz bir aşkla bağlandığı, gizemli bir genç kadın: Gül. Geri Gelmemek Üzere, bir aşk romanı; şaşırtmacalarla dolu tuhaf bir aşkın romanı. İstanbul ile San Lorenzo arasında gidip gelen ve geri dönüşlerle anlatılan öykü, bir gerilim romanı heyecanıyla, bir aşk romanı duyarlılığıyla ve serüven romanı sürprizleriyle gelişiyor. Mehmet Ali Pargalı’yı İstanbul’daki güvenli evinden, annesinin ölümünden sonra sorumsuzca sürdürdüğü kolay hayattan alıp Akdeniz’in mavilikleri içindeki bu ıssız deniz fenerine nasıl bir fırtına göndermişti? Genç adam, Gül’e olan aşkını yıllar yılı neden mektuplara dökmüştü? Genç kadının varlığı Pargalı’nın yaşamını nasıl etkilemişti? Gül’ün ruh ikizi kimdi? Geri Gelmemek Üzere, bir ilk roman; Mehmet Anıl’ın bundan sonra yazacaklarını, anlatacaklarını merak ettiren, sürükleyici ve usta işi kurgusuyla kendini bir solukta okutan bir ilk roman.


gelmemk-uzere.png
 
 
 

©2020

Fa Digital Media 

www.faofficial.com